-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Elektrik, Ama Nasıl?
Kategoriler: Yaşam ve Kültür
Tarih: 08-Ocak-2010
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


TEMA Vakfı, Türkiye’nin hidroelektrik potansiyelinin tamamının elektrik enerjisi üretiminde kullanılmasını sorguluyor.

Vakıf yaptığı açıkmada şu bilgilere yer verdi: Ülkemizin enerji ihtiyacının karşılanması ve bu konuda dışa bağımlılığın azaltılması acil ve çözülmesi gereken bir sorundur.
Ancak, doğayı gözetmeden sadece en kısa sürede enerji üretmeyi
hedefleyen girişimler sorunu çözmeyeceği gibi daha da büyüklerinin
peşi sıra gelmesine neden olacaktır. Nehir tipi santraller inşa ederek
hidroelektrik enerji üretimi ile ilgili son dönemde artan girişimler
tam da bu nedenle endişe vericidir.
Kamu ve özel sektör tarafından Türkiye genelinde yapılması planlanan
2.000'e yakın nehir tipi HES Projesi bulunmaktadır. Projelerin toplam
kurulu gücü 25.000MW, yıllık ortalama üretimi 125.000GWh'dir.
Öngörülen bu üretim değeri, ülkemizin 2008 yılında tükettiği elektrik
enerji miktarının % 60'ına karşılık gelmektedir. Başlangıçta çok büyük
görünen bu pay, sözkonusu projelerin tamamlanması öngörülen 2023 yılı
elektrik talebinin sadece % 5'ini karşılayabilecektir.

Proje İçin Seçilen Alanlarda Bütüncül Havza Esaslı Analize Dayalı
Planlama Yapılmalıdır
Enerji güvenliğinin yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji
verimliliği ile sağlanacağına inanan TEMA Vakfı nehir tipi
Hidrolelektrik Santraller (HES) ile ilgili gelişmeleri yakından takip
etmekte ve tüm canlıların yaşam kaynağı olan suyun sadece enerji
kaynağı ve para kazanma aracı olarak görülmesinden büyük rahatsızlık
duymaktadır. HES'lerle ilgili belirsizlikler ve sorunlar çözülmeden bu
projelerin uygulanmaya devam edilmesi telafi edilemez doğal tahribata
neden olacaktır. Bu nedenle proje için seçilen alanlarda bütüncül
havza esaslı analize dayalı planlama yapılmalı ve projenin her
aşamasında yöre halkı ve STK'lar süreçlerin içerisinde yeralmalıdır.

TEMA Vakfı'nın Nehir Tip HES'lerle ilgili tespit ettiği sorunlar şöyledir:

*Su ekonomik değeri yüksek olmasına rağmen kaynak veya ticari bir mal
değil, herkesin yaşamını sürdürebilmek için ulaşmaya hakkının olduğu
doğal bir varlık, ekolojik sistemin bir parçasıdır.
*EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu) yapılan başvurulara yerel
halk ve kurum kuruluşların görüşlerini almadan lisans vermektedir. Bu
da yerel yönetimleri çözülemez sosyal ve teknik sorunlarla baş başa
bırakmaktadır. Arazi ve orman kadastrosu tamamlanmamış alanlarda
mülkiyet değerlendirmesinin yapılamaması bu sorunlara örnektir.
*Planlanan tüm HES Projeleri için en kritik konu; suyun ne kadarının
kullanılacağı, sucul yaşamın ve diğer ekosistemlerin devamını
sağlayacak ekolojik su ihtiyacı (cansuyu) miktarının firmalarla
yapılan anlaşmalarda net olarak yeralmamasıdır.
*Yapılacak kanal, yol, tünel vb inşaatlar ormanın bütünlüğünü bozacak,
ulusal ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan çeşitli
yaban hayatı alanları tahrip olacak, böylece altında imzamız bulunan
veya taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırı hareket edilmiş
olacaktır.
*Eskiden beri, kurulu gücü 0,5 MW'ın altında olan HES projeleri ÇED
Yönetmeliğine ve hiçbir yasal/kurumsal izine tabi değildir. Bugün bu
boyuttaki birçok HES projesinin özel sektörün yatırım pörtföyünde
olduğu bilinmektedir. Bu tür projelerin de diğer boyuttaki HES
projeleri gibi
doğal ve sosyal çevre ile doğrudan etkileşimleri olacağı açıktır. Öte
yandan, mevcut projelerin pek çoğu 10 MW'in altında olup ÇED sürecine
tabi tutulmadan lisans almıştır veya alma aşamasındadır. Sözü edilen
projeler inşa edildiğinde, tahribatın boyutu daha da büyüyecektir.
*Özellikle orman ve mera alanlarında yaşanacak tahribat aynı zamanda
yağış sularının sele dönüşmesine ve toprakların erozyonla taşınıp
gitmesine neden olacaktır.
*EPDK, yatırımcı kuruluşlara inşaat için 40 ay gibi kısa bir süre
vermekte, bu süre yasal prosedürleri yerine getirmeye yetmediğinden ve
mevsimsel koşullar nedeniyle inşaat alanlarındaki çalışma süresinin
kısıtlı olması, çalışmaların ruhsat almadan başlamasına neden
olabilmektedir.
*HES Proje inşaatları bittikten sonra bu kez enerji nakil hatlarının
nereden geçirileceği sorunu gündeme gelecektir. Projelerde yüksek
gerilim hatlarının nerelerden geçeceği ya da ne kadar orman
tahribatına neden olacağı da yeralmamaktadır.
*Proje alanları jeolojik, topoğrafik ve iklimsel özellikleri nedeniyle
sel ve heyelan gibi afetlere karşı son derece hassastır. Bu yapının
tahribi toprak ve su dengesini olumsuz etkileyerek afetlere davetiye
çıkaracaktır.

TEMA Vakfı'nın sorunların çözümü için öneriler şöyledir:

*Proje yapılacak alanlarda bütüncül havza esaslı analize dayalı
planlama yapılmalıdır. HES projelerinin çevresel etkileri
değerlendirilirken aynı akarsu üstünde yapılması planlanan projelerin
toplam etkileri göz önünde bulundurularak ekolojik ağırlıklı bir
değerlendirme yapılmalıdır.
*Projeler hazırlanırken yerel halk bilgilendirilerek görüşleri
alınmalıdır. Yöre halkının ve ilgili STK'lar projelerin her aşamasında
sürece dahil edilmelidir.
Akarsu yatağına bırakılacak suyun belirlenmesinde ulusal bir yöntem
geliştirilmelidir. Bu yöntem belirlenirken her akarsuyun kendi
karakteristikleri ve çevresindeki ekosistemin özellikleri göz önünde
bulundurulmalı ve bilimsel çalışmalara dayandırılmalıdır. Cansuyunun
bırakılmasını ve zamanlamasını hangi kurumun kontrol edeceği ve
yaptırım mekanizmaları netleştirilmelidir. İlgili kurum ve bağlı taşra
teşkilatı yönetmelik ile yetkilendirilerek görevlendirilmelidir.
*EPDK, DSİ Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü gerekli izinleri
vermeden mutlaka ilgili yerel kurum ve kuruluşlara bilgi vermeli ve
ilgili kurumlardan görüş istemelidir. İlgili merkezin, yerel kamu ve
STK'ların vereceği görüş dikkate alınmalıdır.
*Proje Tanıtım Dosyaları ve ÇED çalışmaları ölçüme dayalı yapılmalı ve
uygulanabilir tedbirler konulmalıdır. HES projelerinden
etkilenebilecek olan tarihi, kültürel ve doğal varlıklar belirlenerek
Bölge Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurullarına
bildirilmelidir.
*Söz konusu işler kapsamında DSİ ve şirketler tarafından karşılıklı
imzalanmış olan Su Kullanımı Hakkı Anlaşması'nda "şirket
yükümlülüklerinde belirtilen inşa edilecek tesisler ve yerleri ile
ilgili olarak olumsuz bir durumun ortaya çıkması halinde yalnızca
şirket sorumludur" ifadeleri gereğince HES inşaatları kapsamında
ilgili firmalarca her türlü önlem zamanında alınmalı ve denetimi
ilgili kurumlar tarafından takip edilmelidir.

Ülkemizin acil olarak enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtulmak üzere
çareler üretmesi gereklidir. Ama bunun çaresi Türkiye genelinde adeta
yangından mal kaçırırcasına yüzlerce Nehir Tip HES Projesi'ne izin
verilmesi değildir. Tüm HES'ler göz önüne alındığında toplam alan ve
doğal varlıklar üzerinde telafi edilemez tahribata yol açacağı
aşikardır. Ülkemizin enerjide önceliği Nehir Tipi HES'ler veya nükleer
enerji değil, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjidir.

Haber No: 3699