Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




"Önce zarar verme"
Kategoriler: Ben ne yapabilirim,
Tarih: 04-Temmuz-2014
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


YK Üyemiz Mustafa Alper Ülgen'den "Dönüşüm" üzerine...

Hipokrat '' Önce zarar verme '' demiş.

İnsani değerlerimizin tümünü yozlaştırmaya, yok etmeye ve talan etmeye  çalışan yeni dünya düzeni ,onun hegemonyası altında kirletilen hayatlarımızı değiştirmek, dönüştürmek elimizde...

Önce kendimizden başlayarak..!

 

Tarım insan uygarlığının temelidir. Dünya nüfusunun hemen hemen yarısı kırsal alanlarda yaşıyor. Nüfusun hızla artması ve sanayinin gelişimi ile ortaya çıkan modern tarım, başarısını makineleşmeye, kimyasal ilaç ve gübrelere, sulamaya ve de yüksek verimli tohumlara bağlar. Modern tarım ucuz petrol ve doğalgaz üzerine inşa edilmiştir ve sadece bu yüzden bile sürdürülebilir değil. Kimyasal gübre ve ilaçların üretilmesi , paketleme, taşıma, makinelerin işlemesi petrole ve doğalgaza bağlı. Ayrıca su ve enerjiyi çok yoğun kullanan modern tarım, 1 kalorilik gıda üretimi için 10 kalorilik fosil yakıt harcıyor. Oysa 0.1 kaloriden az enerji harcayan geleneksel tarım ne kadar da insani değil mi ? 

Küresel ısınmanın etkisi ile azalan su kaynakları, tarım üretimini de olumsuz etkilemektedir. Sürekli ve sınırsız sermaye birikimi amaçlayan şirketler, geliştirdiği teknolojiyi kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktan asla çekinmiyor ve bu amaçlara uygun yasalar çıkartıyor, politikalar geliştiriyor. Son çıkarılan GDO yasası ve tohumculuk yasası bunların birer örneği...

Konvansiyonel tarımın her unsuru artık azalan verimlerden muzdariptir. Mekanik tarla sürümü, kimyasal gübre kullanımı, tek tip ekim toprak erozyonunu hızlandırmaktadır. Zararlılar ilaçlara karşı kalıtımsal direnç geliştirmekte, sürekli sulama tuzlanmaya yol açmaktadır. Topraklar verimsizleşmektedir. Şirketlerin ve devletlerin genetiği ile oynanmış tohumlar gibi geliştirmeye çalıştığı çözümler, büyük bir çevre felaketi yaratma tehlikesine yol açmaktadır.

Binlerce yıllık insan emeği sonucu ortaya çıkmış tohumlarımız, bu politikalar sonucu tamamen tehlike altında. Gıda güvenliğimiz, biyolojik çeşitliliğimiz yok oluşa doğru giderken bizler ne yapmalıyız ?

Bir kere yıllardır bu tehlike karşısında mücadele eden arkadaşlarımıza, kampanyalara, sivil toplum örgütlerine katılmalı, destek vermeliyiz. Kollektif bir bilinçle hareket etmeliyiz. Yerel tohumlarımıza sahip çıkmalı, yerel ve organik ürünleri tercih etmeliyiz. Yerli tohumların gelecek kuşaklara aktarılması için çabalamalıyız. GDO lu hiçbir ürünü almamalıyız. Daha az tüketmeyi öğrenmeliyiz. Naylon poşet ve pet şişe kullanımını terk etmeliyiz. File, sepet ve bez torbaya dönüş yapmalıyız. Kısacası geçmişimize bakarak ve anlayarak geleceğimize sahip çıkmalıyız.

…Ve ne güzel söylemiş Nazım,Şeyh Bedrettin destanında;

...

Gitgide yaklaşıyordu bu toprağın sonu 

fermanlı bir ölüm kuşunun kanatlarıyla. 

Oysaki onlar bu toprağı, 

bu kayalardan bakanlar,

onu, üzümü, inciri, narı, 

tüyleri baldan sarı, 

sütleri baldan koyu davarları, 

ince belli, aslan yeleli atlarıyla 

duvarsız ve sınırsız 

bir kardeş sofrası gibi açmıştılar.
 
......
 

Hep bir ağızdan türkü söyleyip 

hep beraber sulardan çekmek ağı, 

demiri oya gibi işleyip hep beraber, 

hep beraber sürebilmek toprağı, 

ballı incirleri hep beraber yiyebilmek, 

yârin yanağından gayrı her şeyde,her yerde 

hep beraber diyebilmek için. 

 

Sevgiyle kalın..

Balıkçı.

Haber No: 7287
comments powered by Disqus