-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Endüstriyel tarım dünyayı doyuramıyor; ama yok edebiliyor!
Kategoriler: Gıda ve Tarım, Tarımsal Biyoçeşitlilik, Gıda Güvenliği
Tarih: 25-Aralık-2017
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Son zamanların en popüler sorusu şu: Bizi kim doyuracak? 2017 verileri gösteriyor ki, endüstriyel tarım iddia edildiği kadar yeterli değil; ama dünyayı yerel üreticiler/köylüler doyurabilir.

2017'de yapılan iki konferans, günümüzün en önemli iki problemini gözler önüne serdi: İklim değişikliği ve gıda güvenliği. Ekim ayında Roma'da toplanan BM Dünya Gıda Güvenliği Komitesi, son bir yılda gezegendeki aç insan sayısının aniden 40 milyona çıktığını ve iklim değişikliğinin önümüzdeki yıllarda gıda üretimini daha da olumsuz etkilemesinden endişe ettiklerini açıkladı. Aslında Komite'nin belirttiği gibi bu durum "aniden" ortaya çıkmadı. Bir önceki yıl yayımlanan Gıdada Sürdürülebilirlik Endeksi’ne göre dünyada gıdaya erişimi yetersiz olan insan sayısı 1.8 milyar. Oysa dünyayı zehirleyen tüm bu pestisitler, kimyasal gübreler dünyayı doyurma iddiasıyla ortaya çıkmıştı... Bu arada Bonn'da toplanan BM İklim Değişikliği Konferansı da, tarımdaki sera gazı emisyonunu en az 1/3 oranında azaltmak gerektiğini tartışıyordu.

Durum gösteriyor ki, her iki sorun, gıda güvenliği ve iklim değişikliği, için de çözüm endüstriyel tarım yerine yerel üretici/köylüleri desteklemek.

Endüstriyel tarım, dünya genelindeki tarım alanlarının en az %75'ini ve doğal kaynakların çoğunu, dünya nüfusunun %30'unu beslemek için kullanıyor. Diğer taraftan dünya genelinde 500 milyondan fazla yerel üretici/köylü, dünya nüfusunun %70'ini doyurabilmek için tarım alanlarının %25'inde üretim yapıyor ve neredeyse hiçbir fosil yakıt ve kimyasal kullanmıyor. Yani endüstriyel tarım, hem kullandığı kimyasallarla ve fosil yakıtlarla doğaya zarar verip, iklim değişikliğini körüklerken hem de ekolojik üretim için ayrılabilecek toprağı ve doğal kaynakları, hem de bu üretimi geliştirmek için kullanılabilecek parayı harcıyor.

Tüketiciler, endüstriyel tarım ürünleri için yıl 7.5 trilyon dolar para ödüyorlar. Ama yine her yıl üretilen ürünlerin 2/3'ü tarla ile tüketicinin sofrası arasındaki yolda çeşitli nedenlerden ötürü çöpe gidiyor. Bu durum, sadece gıdanın ziyan olması anlamını taşımıyor, bunun bir de ekonomiye ve gezegene verdiği zararı düşünmek gerek. Sadece çevre maliyeti olarak yaklaşık yılda 5 trilyon dolarlık bir tutardan söz ediliyor.

Endüstriyel tarım aynı zamanda biyolojik çeşitliliğe zarar veriyor. Geçtiğimiz yüzyılda endüstriyel tarım ürünlerin genetik çeşitliliğini %75, tür çeşitliliğini de 1/3 oranında azalttı. Endüstriyel tarım sadece 137 bitki ve 5 hayvan türünü yetiştiriyor. Bu endüstrinin araştırma geliştirme faaliyetlerinin %45'i ise sadece tek bir tür için yapılıyor; mısır. Tabii mısırın kuşkusuz stratejik bir önemi var. Ama bu endüstriyel tarımın tür çeşitliliğini yok ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Buna karşılık, yerel üretici/köylüler ise 7 bin farklı bitki ve 34 hayvan türünü yetiştiriyor.

Dünyadaki açlığın kaynağı üretimin yetersiz olması değil, üretimin paylaşılmasındaki adaletsizliktir. Yerel üretici/köylü herhangi bir devlet desteği olmadan şu an dünya nüfusunun %70'ini neredeyse hiç kimyasal kullanmadan doyurabiliyorsa, bir de destek verildiğini düşünün.

 

Kaynak: Who will feed us report

Haber No: 8027