-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Biyoçeşitlilik kaybı gıdamızı tehdit ediyor, tarımsal üretim düşüşte!
Kategoriler: Gıda ve Tarım, Tarımsal Biyoçeşitlilik
Tarih: 25-Şubat-2019
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), dünya genelinde gıda üretiminde yaşanan düşüşün sebebi olarak biyoçeşitliliğin azalmasını gösteriyor.

“Arı yoksa, yaşam da yok” diyerek sürdürdüğümüz Arıları Yaşatalım projemizde arı nüfusunun giderek azalmakta olduğuna dikkat çekerek, bu durumun gıda üretimini ve biyoçeşitliliği etkilediğini belirtmiştik. 10 kurumla birlikte yürüttüğümüz, arıları öldüren tarım zehiri neonikotinoidlerin yasaklanmasına ilişkin çalışmalarımız başarıya ulaşmış, bu konuda kısmi bir yasağın ülke gündemine gelmesini ve yürürlüğe girmesini sağlamıştı. Söz konusu yasak önemli bir adım ama yeterli değil…

FAO’nun yapmış olduğu açıklamaya göre dünya genelinde yaşanan biyoçeşitlilik kaybı, gıda üretiminin azalmasına yol açmaya devam ediyor. Bu durumu tetikleyen en önemli unsurlar endüstriyel tarımda kullanılan pestisitler, zararlı kimyasallar, monokültür tarım, iklim değişikliği, tarım alanların yok edilmesi ve betonlaşma.

FAO’nun hazırladığı rapora göre tehdit altında olan türler bitkiler, kuşlar, balıklar ve mantarlar. Dünyadaki gıda üretiminin dörtte üçüne katkı sunan tozlayıcılar tehdit altında. Sadece arılar ve diğer tozlayıcı böcekler değil, yarasa ve bazı kuş türleri gibi omurgalı tozlayıcıların da yüzde 17’sinin nesli tükenme tehlikesi altında.

Tarımsal üretim Türkiye’de de düşüşte

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre üretim 2018 yılında bir önceki yıla göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 5,8, sebzelerde yüzde 2,6 azaldı. Bir önceki yıla göre buğday üretimi yüzde 7, arpa üretimi yüzde 1,4 oranında azaldı. Çavdar üretimi değişim göstermedi, yulaf üretimi ise yüzde 4 oranında arttı.

Baklagillerin önemli ürünlerinden yemeklik bakla üretimi yüzde 13,8; kırmızı mercimek yüzde 22,5; yumru bitkilerden patates ise yüzde 5,2 azaldı. Sebzeler grubunun önemli ürünlerinden pırasada yüzde 21,5, havuçta yüzde 12,9, sakız kabakta yüzde 5,6 oranında artış, kuru soğanda yüzde 9,4; domateste yüzde 4,7, kavunda yüzde 3,3 oranında düşüş oldu.

Türkiye’nin tarımsal üretimindeki düşüşün 2019 yılında daha da artarak devam edeceği öngörülüyor. Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım 26 Ekim 2018 tarihli yazısında 2019 yılı için, asıl büyük üretim düşüşünün 2019’da yaşanmasının beklendiğine işaret ediyor: ”Girdi fiyatlarındaki artış nedeniyle bir çok çiftçi 2019’da üretim yapamayacağını her fırsatta dile getiriyor. Buğday ve arpa ekim zamanı olmasına rağmen bir çok çiftçi ekim yapamazken, gübre alımında da büyük düşüş var. Bu göstergeler bile 2019’da üretimde büyük düşüş olacağının kanıtı olarak görülüyor.”

Ne yapmalı?

Biyolojik çeşitliliğin kaybının nedenleri, bize bu kaybı durdurmak için ne yapmamız gerektiğinin yanıtlarını barındırıyor. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Koordinasyon Kurulu üyesi Oya Ayman, ”Sorun çözümün kendisidir” diyor ve devam ediyor: ”Biyolojik çeşitliliği tehdit eden pestisit kullanımından vazgeçilerek doğa dostu alternatif yöntem ve uygulamaların özendirilmesi; monokültür tarım yerine kardeş bitkiler, münavebeli ekim gibi permakültür tasarımında da kullanılan çeşitliliği destekleyici yöntemlerin benimsenmesi; kuraklığa dayanıklı yerel tohumların ekimi gibi iklim değişikliğine uyum tedbirlerinin alınması; tarım alanlarındaki yapılaşmanın engellenmesi gibi önlemler alınabilir. Ancak bu önlemler konusunda hem politika yapıcıların hem üreticilerin hem de türeticilerin, kısacası herkesin taşın altına elini sokması gerekiyor.”

Ayman, her birimizin gıda alışverişinden enerji kullanımına kadar her an yaptığımız seçimlerle tehlike altındaki bitki ve hayvan türlerinin yaşamını sürdürmesine ve tarımsal üretimin artışına katkı sağlayabileceğimizi söylüyor: ”Bu konuda atacağımız en etkili adımlardan biri, kendi bölgemizdeki doğa dostu küçük çiftçileri araştırıp, onlardan alışveriş ederek, toprağa bağlı yaşamlarını sürdürebilmeleri için destek olmak. Yerel ekosistemlere ve kültürlere uygun yetiştirme yöntemleri, ürün ve böcekle mücadele sistemleri yaratan, yerel tohumları ekerek çoğaltan küçük çiftçiler, yüzyıllardır biyolojik çiftçiliğin teminatı oldular. Gıda üretmekte ve varlıklarını sürdürmekte yaşamsal öneme sahip tüm ortak varlık ve kaynakları (su, işçilik, tohum, geleneksel bilgi vb.) özgürce paylaştılar. Yöreye özgü balık, kuş ve diğer yaban hayvanlarıyla kendi ihtiyaçları arasında denge kurarak doğal kaynakları özenle korudular. Küçük boyutlu yerel gıda ekonomileri, sınırlı yatırım ve altyapıyla yüzlerce yıldır milyonlarca kişiyi doyurmayı başardı. Bu sistemin merkezinde, teknoloji ve yatırım sermayesi değil insan ve doğal varlıklar; başka bir deyişle doğal sermaye duruyor. Bilgiye dayalı yüzlerce yıllık bu sistemler, muhteşem bir gıda çeşitliliğinin ortaya çıkmasını sağladı. Daha da ötesi, kültürler gıdalarının çeşitliliğine bağlı olarak ortaya çıkıp tanımlandı. Ekim ve hasat dönemlerinde düzenlenen yıllık festivaller ve mevsimlik kutlamalar, doğaya dayalı uygulamaların yüzlerce yıl yaşamasını sağladı. Ve şimdi var olan çeşitliliğin devamlılığı, bu çeşitliliği destekleyen üretimleri tercih etmemize, iklim değişikliğine ve çevresel kirliliğe yol açmayan doğa dostu alışkanlıklar geliştirmemize bağlı.”

Kaynaklar:

1- Jonathan Watts, World’s Food Supply Under ‘Severe Threat’ From Loss Of Biodiversity,

2- Ali Ekber Yıldırım, Tarımsal Üretim Azalıyor

3- Türkiye İstatistik Kurumu, Bitkisel Üretim İstatistikleri-2018

Haber No: 8048