-- GÜNCEL PROJELER:
-- GEÇMİŞ PROJELER:


Victor Ananias
101 Soruda Organik Ürün Rehberi




Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı: “Katılım genişledikçe adalet mümkün olabilir”
Kategoriler: Gıda ve Tarım, Yaşam ve Kültür, Adil Ticaret, Kullanım Alışkanlıkları
Tarih: 31-Temmuz-2005
Yazdır | Arkadaşına Gönder | Yorum Ekle


Tekstil sanayinde iş hayatına başlayan Oğuz Satıcı, TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) Başkanlığı görevini iki dönemdir devam ettiriyor. Satıcı, İstanbul Ticaret Odası meclis üyeliğinin yanı sıra, İktisadi Kalkınma Vakfı, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçılar Birliği (İTHİB), İhracatı Geliştirme Merkezi, Eximbank, Türkiye Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçı Birlikleri yönetim kurullarında da görev aldı.

 YAŞADIĞIMIZ çağda insanlığın bazı çıkmazları var. Bir yandan çok hızlı bir teknolojik gelişme gerçekleşirken, insanlık ekonomik, sosyal, ekolojik sıkıntılar yaşıyor. İnsanlığın aşması gereken engelleri nasıl tanımlarsınız? 

 İnsanların arasındaki en büyük engel, kafalar arasındaki mesafe bu; insalığın en büyük sıkıntısı bu. Can Yücel bunu şöyle ortaya koymuş; “Dünyadaki en uzak mesafe ne Çin, ne Afrika, ne de Hindistan, dünyadaki en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafe, birbirini anlamayan”. İnsanlar birbirini anlamak için gayret sarfetmiyor, bir güven problemi var bütün dünyada,güven problemi insanın kendisinden başlıyor, insanlar kendine güvenmiyor. Kendine güvenmeyince karşısındakine de güvenmiyor ve böyle zincirleme bir güvensizlik ortamı doğuyor. Hani hep konuşuyoruz ya, “siyasette güven bunalımı var” diyoruz. Böyle bir şey yok, güven bunalımı hepimizde var. Belki bu hızlı gelişme, teknolojinin hızla ilerlemesi beraberinde bizim birbirimize olan güvenimizi sarsıyor. Bir diğer önemli nokta, kendimize saygımızı yitiriyor oluşumuz. Teknoloji bizi öyle bir yere götürüyor ki, eziyor bizi; kendimize saygı duymayınca karşımızdakine de saygı göstermemeye başlıyoruz. Düşüncelere saygılı olamıyoruz ve düşünceye karşı geliştirilmiş saygısızlıklar karşısında pasifize oluyor, kabuğumuza çekiliyoruz. Ve bu iki alanı da çalıştıramayınca büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Meselenin güven ve saygı noktasında kilitlendiğini düşünüyorum.  

 Bunu bütün insanlığın temel sorunu olarak kabul edersek, bulunduğunuz noktadan baktığınızda sizin bir çözüm senaryonuz var mı? 

 Çözüm için en gerekli, en önemli olan şey insanların iletişimi.İnsanlığın birbiriyle daha çok konuşması, iletişimi geliştirmek için teknolojiyi kullanması gerekli. Bir diğer sorunun bilginin paylaşımı olduğunu düşünüyorum. Bilgi çok ama paylaşamıyoruz, kesintiler oluşuyor; bilgiye ulaşmak konusunda gerektiği kadar eğitimli değiliz, eğitilemiyoruz. Teknolojinin gelişme hızıyla bizim bilgiye ulaşma hızımızı aynı noktaya getirmeliyiz. İkisi arasında bir paralellik oluşturmak zorundayız. Aramızdaki iletişimi sağlayacak noktalara getirmemiz lazım. Arzu ettiğimiz geleceği doğru tasarlayıp merkezine kendimizi oturtup bir değişim süreci yaşamalıyız. Bunun için de birey kendinden başlamalı.  

 Her şey bireyle başlıyor, mutlaka bireyi bütün kurguda ön plana çıkartacak, donanımını yükseltip kendine güvenini, saygısını geliştirecek bir tasarım yapmak zorundayız. Bir taraftan baktığınızda küreselleşme ciddi bir anahtar olabilir; bir taraftan baktığımızda da küreselleşmeden aslında en çok fayda sağlayacak tarafların küreselleşmenin karşısında olduğunu görüyoruz. Değişime karşı duruyorlar, yüzlerce yıl geriye baktığınızda değişime karşı kim direnmişse yok olmuş. Küreselleşmeyi daha iyi anlamak, algılamak zorundayız. Bunun bir dezavantaj olduğunu düşünmek yerine herkesin kendi adına avantaja çevirme gayreti olmalı. Küreselleşme karşıtları Cenevre’de Dünya Ticaret Örgütü’nün kapısında her gün gösteri yapıyorlar. Aslında bu değişime liderlik etseler; bireylere özellikle de gelir dağılımında adaletsizliğe uğramış kesimlere bu konuda liderlik etseler daha iyi olur. Küreselleşmeyi onlara bir dezavantaj olarak yansıtmasalar da, onları yoksulluğa mahkûm etmek yerine, küreselleşmenin yaratacağı yeni dünyada onları bu oyunun kazananları haline getirseler, herkesin kazanacağı modeller yaratılması için gayret sarf etseler. İnsanlar kaderlerine razı olup sadece ona “hayır” demeyi becerebiliyorlar, “hayır” demek yerine “evet ama nasıl”ı sorgulamaları lazım. Ve sonuçlarıyla değil, onu ortaya çıkartacak nedenleri tartışmaları, o nedenleri değiştirmeye gayret etmeleri gerek.  

[#SAYFA#]

 Dünyanın özellikle ekolojik kapasitesi, sosyal, yerleşimsel, kaynakları açısından insanlık bunu başarabilecek mi, bahsettiğiniz gibi bir uyanış, adil paylaşım gerçekleşebilecek mi? Bunda en büyük etken ne olacak sizce?  

 Belki biz göremeyeceğiz ama dünya, bundan elli yıl sonra çok farklı bir dünya olacak. Küreselleşme beraberinde ulus toplumları ortadan kaldırıyor, dünya imparatorluğuna doğru gidiyor. Bugün savaş endüstrisi, savunma sanayi ön planda iken önümüzdeki dönemde uzay teknolojileri ön plana çıkacak. Ve bu evrende artık yalnız yaşamadığımızı kabul etmemiz gerekecek. Dünya, tek başına galakside dolaşan bir dünya imparatorluğu olarak gelecekte var olacak. Bu değişimi mutlaka görmek, yakalamak zorundayız. Bunu ne kadar çabuk görür, kendimizi geleceğe ne kadar hızlı, ne kadar adil bir biçimde hazırlarsak, işler herkes için o kadar kolay olacak. Zaman zaman gelir dağılımındaki adaletsizlikten bahsediyoruz, gelir dağılımında adaletsizlik dünyada da var, Türkiye’de de var. Ailelerin içerisinde bile gelir dağılımında eşitsizlik var. Bunun sebebi ne? Yalnızca sisteme karşı gelmek yersiz, tamamen kendimizle ilgili bu…  

 Nasıl ki insanların gelir kısmından baktığımızda çeşitli sermayeleri var. Bazısının çok var, bazısının daha az. Başlangıç noktasına, “sıfır” noktasına geldiğimizde, Allah herkese “akıl” olarak aynı sermayeyi veriyor. Herkes o aklı, sermayesini kullanabildiği kadar pay alabiliyor yaşamdan. Siz bir yandan çalışmayacaksınız, çabalamayacaksınız ama “Ben varım, dünyaya geldim ve buradan pay alacağım” diyeceksiniz, bu da adil değil.Herkes ürettiği kadarını alabilmeli ve ürettiği kadarını da -kim ne derse desin- alabiliyor. Hatta gelir dağılımı bozukluğu nedeniyle üretmeyen insanlar hiç almamaları gerekirken diğer üretenlerin hakkından pay alıyorlar. Çözüm, bireyin kendisini yetiştirmesinde, geliştirmesinde. Liderler, bulundukları ülkenin, bölgenin, şehrin, ailenin insanlarına aklını doğru kullanmayı öğretecek eğitimi vermek zorundalar. Burada da yine iş kendi insanımıza geliyor. Ailemizde, evimizde, şehrimizde, bölgemizde, ülkemizdeki liderleri doğru seçeceğiz.  

 Bundan sonra toplumu yönlendirecek olan liderler iş dünyası girişimcileri mi, politikacılar mı, toplumsal, sosyal girişimciler, sivil liderler mi? Yoksa bunların ortak bir sinerjisi mi, nasıl hayal ediyorsunuz?  

 Yeni dünya düzeninde bir liderin tek başına bunların hepsini birarada yapamayacağını kabul etmek lazım. Burada liderliği toplumun bütün kesimlerinin elde etmesi gerekiyor. Bana göre liderlik “katılım”. Kim katılıyorsa, lider o! Sadece bir kişinin aklıyla bir kişinin vizyonuyla değil, onlarca, yüzlerce binlerce insanın aklı ve vizyonu ile hareket edebiliriz. Bildiğim kadarı ile bunlara literatürde “danışman liderler” deniyor. Aynı zamanda danışmanlarla da çalışabilen liderlerin dönemi olacak. Lider, pek çok fikri birleştirip“ büyük akıl” yapmalı. 

 Dünya imparatorluğu deyince herkesin aynı şeye hizmet etmesi gibi bir şey gözümün önüne geldi. Savaşacak kimsenin kalmaması, hatta silah sanayiinin olmaması. Herkesin cephenin bir tarafında olması… Dünyadaki bu değişimi yönlendirecek güç nedir? 

 Bugün bir yandan sıkıntılar artıyor, bir yandan teknoloji çok hızlı gelişiyor ve bir uçurum doğuyor. Bu söyleşinin ulaşmayacağı bir sürü insan var.  

 Sizce bu değişimin baş aktörleri kimler olacak ve adaleti sağlamaya güçleri yetecek mi?  

 Bu biraz şartların nasıl oluştuğuna bağlı. Bu, düşünce ile olacak. Bu düşünce zincirine ne kadar çok katılan olursa o kadar adil bir sonuç çıkacak. Başka türlü adil bir sonuç çıkmasının imkânı yok. Bunu üç kişi düşünüp yaparsa tabii ki çok büyük adaletsizlikler olur. Ama onlarca, yüzlerce, binlerce, onbinlerce insanın düşündüğü noktada katılım genişledikçe adalet mümkün olabilir.  

 Teknoloji, ekoloji birçok şeyden söz ediyoruz ama dünyayı yöneten, düşünce gücü. Türkiye’de ise bu gün yaşadığımız temel sorun, düşünce insanlarının olmamasıdır. Düşünce insanlarının maalesef çoğalmaması, yetişmemesi, insanların düşüncelerini rahatlıkla söyleyememesi, paylaşamamasından kaynaklanıyor. Dünyayı bugün Amerika’nın yönlendirmesinin en önemli nedenlerinden biri bu ülkede binlerce düşünce kulübünün varlığı. Hepsi dünyanın geleceği ile ilgili tartışıyor. Türkiye’de ise herkes farklı bir şekilde bakıyor. Sivil toplum örgütleri gerektiği gibi çoğalamıyor. Deniyor ki, “Bu memlekette amma çok başkan var”. Bence keşke bu memlekette 70 milyon tane başkan olsa; her mahallenin, sokağın derneği olsa. İnsanlar bir araya gelip bulundukları yerle ilgili düşüncelerini birbirleri ile paylaşsalar. Başka yol yok. Siz hem katılmayacaksınız, hem örgütlenmeyeceksiniz, ondan sonra da dağılımdan, adaletten şikâyet edeceksiniz!  

 Fukuoka adında bir tarım uzmanı var. Bazı yönlerden sizin söylediklerinizin tersini ifade ediyor; “Doğayı çok anlamaya, çözmeye çalışmayın, yaşayın. Değişimi izleyin, değişimin içinde yer alın” diyor 

 Bence, “Siz ne yaparsanız yapın değişecek” demek istiyor. Eğer değişime katkı sağlayamıyor, müdahale edemiyorsanız, değişimi izleyin ve değişimin içinde yaşayın... 

Haber No: 810