Buğday Üyeliğinizle Neyi Destekleyeceksiniz?
“Yüzüğüm kaş istiyor / Cevahir taş istiyor...”

Gelenek, insanlar arasındaki iletişimin, bilgi alışverişinin sadece o topluma özgü bir yoludur. İnsan, yaşamıyla ilgili bilgiyi doğduğu andan itibaren içine doğduğu kültürden yaşayarak öğrenir.

devamı
Anadolu uygarlıklarının izinde buğdayın kökleri

Türkiye, çok çeşitli zenginlikleri barındıran, şanslı bir coğrafya üzerinde yer alıyor. Genellikle "tarihi ve doğal zenginliklerimiz" olarak özetlenen bu değerlerimizin arasına, hem ekonomik hem kültürel açıdan ülkemizin en önemli ürünlerinden ‘buğday’ı eklemek yerinde olur.

devamı
Bulgur, Pirinç, Dimyat,Vesaire...

BÖYLE bir dünya vardı; pirincin baş tacı edilip, uğruna gerekirse Dimyat’a gidildiği bir dünya. Bu dünyada bulgurun yeri evdi. Dimyat’taki pirinç uğruna bulgur gözden çıkarılabilirdi. Bu deyimin içinde yer alan iki gıda malzemesi arasında kurulan hiyerarşi çok basit bir gerçeğin de ifadesi: el altında ve bol miktarda bulunana göre kıt olanın değeri. Bu sıralamayı tayin etmede işin içine bir şey daha giriyor; yerel olanla olmayanın farkı.

devamı
Ekolojik uyum

Doğal olarak dengeli bir ekosistemde, tüm türlerin biyolojik özellikleri, öyle ayarlanmıştır ki, sistemin barındırabileceğinden daha fazla yavru meydana gelir ve sadece çevreye uyum sağlayabilen en iyileri yaşar. Buna neden olan etmenler ise; gıda, beslenme ve yer için rekabet, hastalık, parçalanma, yangın, sel, açlık, fırtına gibi doğal afetlerdir. Ekosistemlerdeki egemenliği ile insan, bu güçlere karşı koymak için birçok yöntem geliştirmiştir. Böylece yavrularının erken ölümlerini azaltmış ve aynı zamanda fazla üremeye devam etmiştir.

devamı
ÉQUITABLE: Adil ürünler ve adil ticaret

Équiterre (adil yeryüzü), Yeşil Ev Kooperatifi gibi organizasyonlar tüketici duyarlılığını artırmak için, her geçen gün yol alıyorlar. Bu organizasyonlar sadece üreticinin yaşam koşullarını iyileştirmesini değil, aynı zamanda tüketicinin sağlığını da olumlu yönde etkiliyor ve etik yaşam tarzını benimsemesini sağlıyor.

devamı
İTALYA’DA İKİ KOMÜN; Hayallerinin peşinde gidenler...

Yolculuk süreçtir, serüvendir, yaşamın ta kendisidir benim için. Dünyanın sadece benim çevremde dönmediğini söyler. Yalnız olmadığımı da... Dilini bile bilmediğim coğrafyalarda belki de en çok beden diliydi yardımcım. Yine böyle bir pencereden tanıdım, gezdim Lumen’i, Solaria’yı...

devamı
Yerel hayatı tüketmek…

Küresel bir dünyada bireyselleşmenin uç noktalarına varmış bulunuyoruz. ‘Kendine iyi bakma’ya şartlanan bir zihinde çevreye iyi bakma pratiği pek gelişemiyor. Artık ‘sürdürülebilir kâr’ elde etmenin en etkin yolu doğal kaynakları tüketmek. Ulusal ‘sürdürülebilir kalkınma politikaları’ oluşturulurken yerel yönetimlerle sivil örgütlerin katılımlarına geçit verilmediğinden çokuluslu firmaların dayattığı tüketim modellerine uysalca itaat ediliyor. Yerel piyasa koşullarında tutunmaya çalışan orta ölçekli ticari kurumlar, küreselleşmiş rakiplerine karşı direnemeyip yutulurken onlarla birlikte yerel özellikler de hızla çıkarılıp atılıyor.

devamı
Biyoçeşitlilik için ekolojik tarım

BM Uluslararası Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) "Biyolojik çeşitlilik ve ekolojik tarım" çalıştayı rapor ve sonuçları

devamı
İtalya’da bir ekolojik yaşam modeli, Damanhur Federasyonu

"İnsan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığına, Toprağını iten çiçeğe..." E. CANSEVER

devamı
Doğa ile Savaş ve Barış: Ekolojik Yaşamın İlkeleri

Yeni biyolojiye göre; doğa çatışma ve rekabeti önlemek için son derece yaratıcı teknikler bulmuştur ve işbirliği doğada son derece yaygındır. Antropolojik çalışmalar da, neredeyse bütün yerel halkların işbirliği üzerine kurulu sosyal yapılar olduğunu göstermektedir. İnsan evriminde kültürün oluşmasında en önemli etkenlerden birinin yardımlaşmaya dayalı sosyal etkileşim olduğu söylenmektedir. İnsanlar bütün kültürlerde sevgi ve işbirliğini, çatışma ve rekabete tercih etmekte, sevgi ve işbirliği durumlarında çok daha mutlu olduklarını ifade etmektedirler. Duygularımız, hislerimiz ve bilimsel veriler bize en iyi durumun barış, yardımlaşma ve işbirliği olduğunu söylerken o zaman niye biz hâlâ kendimizle ve doğa ile savaşıyoruz? Artık barış zamanı...

devamı
Hakiki zafer: Nefsi yenmek

Katliamdan, hastalıktan, ilaçsızlıktan, susuzluktan ölenlerin daima "başkaları" oluşuna karşı gösterdiğimiz duyarsızlığın geldiği bu son radde, konfordan vazgeçemeyişimizle, başkalarının dramlarıyla empati kuramayışımızla yakından ilgilidir. Bugünlerde hayatın insanlıktan neler çaldığına bakmayı ve görmeyi erteleyenler, sorgulamayanlar, kendi büyük kutsal savaşlarını vermek yerine bir yığın küçük kutsal savaşla ruhunu köreltenlerdir.

devamı
Savaş ve ekolojik denge

Afganistan’da, Irak’ta, Yugoslavya’da ve dünyanın pek çok yerinde olup biten savaşlar sadece insan yaşamını değil ekolojik dengeyi de altüst ediyor. Uçaklardan bırakılan bombalar bitki ve hayvan toplulukların ciddi biçimde tehdit ediyor. Yeraltı sularına , toprağa karışan kimyasalların yanında tahrip edilmiş askeri araç ve binalardan oluşan atıklar çürüme nedir bilmiyorlar. Savaş bitiyor ama savaşın ardında bıraktığı etkiler binlerce yıl sürüyor.

devamı
Türler arasında barışçıl birlikte yaşam

Doğada rekabet ve onun ardından gelen bir türün yok olması, çok ufak oyunlar ve çok hassas bir dengeyle yerli yerine oturuyor. Savaşları önleyecek şekilde dengesini kuran doğa, bu denge sayesinde yaşam alanlarındaki ufak değişiklikler ya da yiyecek seçimindeki küçük farklılıklarla, her türün aynı çevrede barışçıl bir yaşam sürmesini sağlıyor.

devamı
Ekolojik tarımda baklagillerin rolü

Günümüzde her geçen gün artan çevre sorunları, insanın ateşi bulmasına kadar geriye gidiyor. İnsanlık tarihinin farklı dönemlerinde çevre problemleriyle karşılaşıldığı yazılı kayıtlarda yer alıyor. Örneğin; Plato, eski Yunan’da, Atinalıların yerleşim yeri açmak için ormanları yangın çıkarmak veya kesmek suretiyle yok ettiklerini, buralardan boşalan alanları hayvanlarına aşırı şekilde otlatarak, verimli toprağın erozyonla yok olmasına neden olduklarını kaydediyor.

devamı
Kişisel gelişim ve sağlıklı yaşam... ama nasıl?

Buğday Dergisi olarak Türkiye’de, sağlıklı yaşam ve kişisel gelişim konularında doğu öğretilerine yönelişin nedenlerini tartışmak ve bu yöneliş doğrultusunda atılan adımları sorgulamak üzere, konunun uzmanlarını bir araya getirdik. Yaşam bilimleri araştırmacısı, Tai Chi, Chi Gong, Şiatsu ve Zazen uzmanı Hakan Onum, Okyanus Yayınları’nın sahibi, yoga öğretmeni Lütfü Bozkurt, Reiki uzmanı Muhsin Doğrular, NLP uzmanı Dr. Şule Aytaç ve Tai Chi uzmanı Süha Ertekin, Buğday’ın sorularını yanıtlayarak Türkiye’de bu alana gösterilen yoğun ilginin nedenleri ve yaşanan süreç konusunda farklı yaklaşımlar getirdiler.

devamı
Çekirdeklerin filizi...ve namaz

Tek tek gökten düşen damlalarıyla, tenini sâkin sâkin okşayan yağmur gibidir duâ. İçine çektiğin toprak kokusu gibi tüm zerrelerine dağılmasını duyumsarsın. Ruhun kanatlanıp buharlaşır beden toprağından ‘tek’liğe...

devamı
20 yıl Türkiye’de yoga dersleri veren Dada;

YAKLAŞIK 20 yıldır, Türkiye’de yoga öğretisini tanıtıp yaymaya çalışan Dada, son yıllarda kişisel gelişim konusundaki duyarlılık ve eğilimleri de yakından takip edenler arasında yer alıyor. Dada Türkiye’de kaldığı bu süre boyunca mutluluk yolu anlamına gelen Ananda Marga; Kendini Gerçekleştirmek öğretisinin ilke ve uygulamalarını yaymaya çalıştı.

devamı
Elma sirkesi

Elma sirkesi sadece salatalarımıza lezzet katmakla değil, şifai özelliğiyle de önemli bir besin kaynağı.

devamı
Hollanda’da ekolojik tarıma taze kan

Hatırı sayılır bir sıcak hava akımı bu yaz Avrupa’yı etkisi altına aldı. Ağustos ayında, arabayla Swalmen’e yol alırken, kavrulan mısır tarlalarının acısını paylaşıyorduk. Margit ve Harald Wedig’lerin Hollanda’nın güneyinde, Almanya sınırına bisikletle on dakikalık mesafedeki evlerine varınca, birden kendimizi bir vahaya gelmiş gibi hissettik.

devamı
Sağlıkta bütünü görmek; Homeopati

Bilim ve teknolojinin tüm hastalıklara tam olarak çözüm bulamaması; salgın hastalıkların önlenmesine rağmen, uygarlık hastalıkları dediğimiz, kanser, AİDS gibi hastalıkların giderek yayılması; ilaçların yan etkilerinin rahatsız edici boyutta olması; tıp dallarının aşırı uzmanlaşması ve bu dalların giderek birbirinden habersiz kalması; aynı hastalıktan yakınan kişilerin sanki aynı kişilermiş gibi düşünülüp, bir makine gibi ‘ tamir’ edilmeye çalışılması insanları, bedensel, ruhsal ve kişilik yapısıyla bir bütün olarak ele alan tamamlayıcı tedavi şekillerine yöneltti.

devamı
[Ylk Sayfa] [Önceki] 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 [Sonraki] [Son Sayfa]